6 Ağustos 2015 Perşembe

8 - ah ! sıkılmalar, tatminsizlikler, korkular, egolar

Ağustos 2015, İstanbul
 
 
defne, telefon başında bekleyerek bir gün geçirmenin sinir bozukluğuyla en yakın arkadaşını akşam eve oturmaya çağırdı böylelikle onunla istedikleri kadar kritik ve eleştiri yapıp gönül rahatlığı kazanabilecekti, şimdi konuyu masaya yatırmanın vakti gelmişti;
saat : 23.30 arkadaşı dışarıda bir yemekten direk onun evine geçti ve zili çaldı, defne mutfakta elinde kahve, kahve kokusu, pijama, yumuşak çoraplar içinde yeni duş almış tertemiz sabaha kadar sürecek konuşmayı bekliyordu.

***
 
- benim beklemeye tahammülüm yok...   hemen olacaksa olsun, ömrüm bitiyor yani her geçen gün, benim zamanım çok çok değerli.
 
- peki ya emek sarf etmek, sabretmek, bir şey için inatla beklemek, çaba sarf etmek, anlamını arttırmaz mı ?
 
- bence tarz meselesi, bazıları derin anlamlar arar, bazıları daha hafif - yüzeysel yaşamak ister, benim tarzım da bu ,ne yapabilirim ?
 
- kendine biraz fazla güvenmiyor musun? yani kör olarak doğmuş olsaydın, ya da sağır,  bu kadar çok sevgili adayın olmasaydı, hayatın daha güzel olur muydu sence ?

- bilmem belki de, ama ömrümü başıma gelebilecek olan binlerce opsiyonu düşünerek geçiremem ki hep,  yani benim karmam da böyle yazılmış ben ne yapayım, demişler ki Defne aşk da tatminsiz , bol kısmetli bir kız olsun, para hesaplarında beceriksiz olsun, öylece yaratmışlar, şimdi her yerimi yırtsam da değişmiyor bu durum, değişmeyi çok istediğim de yok aslında

***

yine aşk-meşk üzerine felsefeler, ideal manifestolar yazılması durumları, ne olursa olsun muhabbetin sonu her erkek aldatır, kadınlar da çok masum , ben bunu hak etmedim, sana yakışan biri yok cümlelerine bağlanır ve kadın dayanışmasının dayanılmaz huzuruna yaslanır insan,  velhasıl Defne de bir hayli rahatlayıp, ".oy .ötüne" aşamasına geçmişti, tam bu noktada Murphy devreye girdi tabi ki.


***

Defne telefon çalıyor, o arıyor !! koş !!
 
 
 
müzik
 

2 yorum: