25 Ağustos 2015 Salı

10 - Aslı


Ağustos sonları 2015, İstanbul
 
Aslı çat kap belirdi bir sabah bavuluyla kapıda ... yine hayatında kökten bir değişiklik yapmıştı, Aslı'nın limitleri yoktu, limitleri olmadığından  denenemediği onlarca şey olduğu sürece kendini hala bulamadığını düşünüyordu, bir türlü tatmin olmuyor , ne istediğini bilmiyor, istediklerini elde edince söyleniyor, biri ayakları yere basan hayaller kurması gerektiğini söylediğinde paniğe kapılıyor bir iki çırpınıyor yine kendi kaosuna geri dönüyordu.
 
bir her insan biseksüeldir çok eşlidir deyip sonra erkek arkadaşı yan gözle bir kıza bakınca dünyayı herkese zindan ediyordu, kendine güvensizliğinden miydi bu arızalı halleri belli değil ama yine kayıp noktaydı , hayatıyla ilgili ne yapacağını bilmiyordu, hem parası yoktu, hem çalışmak istemiyordu, heme tembeldi, çalışırken nasıl kaytarsam diye zorluyor, hem tembel olup, hem çok para kazanacağı ideal işin, arıyordu bu arada her şeye hevesle başlayıp 2 günde sıkılıyordu, sürekli yenilerle beslenen bir iş olsa ondan da sıkılırdı, egosu onun tutsak etmişti, kendinin idealini arıyordu, ah kafası gereksiz boş yere ne kadar çok yoruluyordu, oysaki hayat çok basit ve o kadar renkliydi.
 
Aslı hayaller kuruyordu, sonsuz - sorunsuz bir hayat, sorunuz bir çevre, tipik y kuşağı hayalleri, hayaller, hedefler, bitmeyen istekler.
 
- Defne  kafam çok karışık, yurt dışına mı gidip yaşasam yeni bir hayat mı kursam , yoksa burada yönlendirebileceğim , rahat yaşayabileceğim, benim sıkıntıya sokmayacak bir erkek minik yavrular yapıp ömür boyu onların sıkıntılarıyla mı uğraşsam, yok kendi eğlencem peşinde mi gitsem, yoksa kendimi dünya işlerine, barışa, huzura insanlığa mı adasam, yoksa bunların hepsinden biraz biraz mı olsam ? sonsuza dek senin yanında misafir olarak mı kalsam , şaka şaka,
 
- ya ne güzel, gençlik dizisi gibi beraberiz, gezelim tozalım eğlenelim.
 
- Ya Defne benim bitmek bilmeyen bir aşık olma açlığım var her ay yeni birine aşık olmak istiyorum, uyuşturucu bağımlılığı gibi Allah Allah, şaka mıyım neyim ben ya, =) bunun için gelmişim dünyaya her yerde aşk faunası yaratmak için.
 
- Şöyle güzel bir evim olsa Berrak Tüzünataç'ın instagram resimlerinden görüyorum, onun evini çok beğendim, deniz manzaralı kocaman pencereler, bol müzik ve tütsü kokulu bir ev, sürekli arkadaşlarımla dolu,
 
-Ya benim neden mırç mırç kanka arkadaşım yok hiç, senle de çok yakınız ama hep bir mesafe var yani sabah akşam telde konuştuğum bir kankam yok sebebi de benim biliyorum, hem istiyorum hem olamıyorum galiba.
 
- Ay kafanı şişirdim di mi? şimdi bunları sana anlattım ya kafamın içinde karışıklık temizlendi sanki, oh şuanda mutluyum, iyiyim yani, hadi yeniden aşık olayım , yeni gelecek kişi düzeltsin hayatımı olmaz mı? ya bunlar hep tembellikten, biri bana su getirsin gibi yani =)
 
- böyle yeni aşık olduğumda ben sadece o kişiyi düşünüyorum ya, işte o paha biçilmez bir şey ya, ama senin olmayacağına emin olmadığın kişiye aşık oluyorsun o durumda da baya bir tedirginlik korku var, tabi beni istemiyor diye tribe girilen dünler fena yani.
 
- en iyisi bir güzel süslenip ,en sevdiğim elbisemi giyp, en sevdiğim parüfümü sıkıp piyasaya akıyım, hayat enerjisini serumla alırım bedenime bu şekilde oh !! Biraz da müzik
 
 

12 Ağustos 2015 Çarşamba

9 - Sonunda

Ağustos 2015, İstanbul
 
birinden çok hoşlandığında ilk öpüşme koklaşmaya kadar geçen sürede zamanda kısalma oluyor, zamanda delikler oluşuyor; aylar, saatler gibi geçiyor aynı sabah 8 de uyandığında o yarım saatin 2 dakika gibi geçmesi ama birinin gelmesini beklerken yarım saatin 2 saat gibi geçmesi olayı gibi.
 
birini beklerken zaman genişler, her görmeyeceğin detayı, ayrıntıyı görürsün, her şeyin farkına varırsın, yoldan geçen insanların, bulunduğun mekanın mimari kaplamalarının, çalan şarkının...
 
ama bir insanı gönlün bekliyor ve özlüyorsa onla meşgulse geçe gündüz aklın, işine aşıksan, çözülmeyen problemlerle evlendiyse zihnin, yolda çarptığın insanın yüzünü kokusunu, arkadaşlarınla sohbetleri hiç bir şeyi hatırlamazsın çünkü zihnine çekim kuvveti uygular arzuların devamlı.
 
***
 
Defne aynada kendine bakıp makyaj yaparken kalbinin içini bir şey garip garip oyuyor, bir tedirginlik karnını ağrıtıyordu, -yandık dedi içinden, aşık oldum resmen, çocuğun onca saçma konuşmasına rağmen, neyden etkilendi bu zihin bilmecem bu kadar, kendinden emin ses tonundan mı? geniş omuzlarından mı? bakışlarından mı? Allah'ım anti depresan hapı dedikleri bu olsa gerek, bağımlılık yapan, baş döndürücü ve mutlu eden.

***

- nerdesin? ben geldim aşağıda bekliyorum.
- ama saat 20.00 de bulaşacağız demiştik, daha 20 dakika var.
- işim erken bitti, evin altındaki cafe de kahve içip seni bekliyorum, acele etme, keyfine bak.
-tamam, geliyorum.


***

cafe'de arka fonda lounge fm çalarken, Murat alkol var mı diye sordu, bir kadeh blush'la bu akşamüstü biraz sinirlerini gevşetebilirdi.
- oh ilk yudum, serin serin, muhteşem.

***

Defne göründü karşıdan, saçlarını geri ata ata hızlı adımlarla, heyecanı yüzünden okunuyordu, ürkek yavru ceylan dedi içinden Murat, Defne'den önce parfüm kokusu geldi oturdu karşısına Serge Lutens Amber Sultan

- Merhaba çok beklettim mi?

***

 

6 Ağustos 2015 Perşembe

8 - ah ! sıkılmalar, tatminsizlikler, korkular, egolar

Ağustos 2015, İstanbul
 
 
defne, telefon başında bekleyerek bir gün geçirmenin sinir bozukluğuyla en yakın arkadaşını akşam eve oturmaya çağırdı böylelikle onunla istedikleri kadar kritik ve eleştiri yapıp gönül rahatlığı kazanabilecekti, şimdi konuyu masaya yatırmanın vakti gelmişti;
saat : 23.30 arkadaşı dışarıda bir yemekten direk onun evine geçti ve zili çaldı, defne mutfakta elinde kahve, kahve kokusu, pijama, yumuşak çoraplar içinde yeni duş almış tertemiz sabaha kadar sürecek konuşmayı bekliyordu.

***
 
- benim beklemeye tahammülüm yok...   hemen olacaksa olsun, ömrüm bitiyor yani her geçen gün, benim zamanım çok çok değerli.
 
- peki ya emek sarf etmek, sabretmek, bir şey için inatla beklemek, çaba sarf etmek, anlamını arttırmaz mı ?
 
- bence tarz meselesi, bazıları derin anlamlar arar, bazıları daha hafif - yüzeysel yaşamak ister, benim tarzım da bu ,ne yapabilirim ?
 
- kendine biraz fazla güvenmiyor musun? yani kör olarak doğmuş olsaydın, ya da sağır,  bu kadar çok sevgili adayın olmasaydı, hayatın daha güzel olur muydu sence ?

- bilmem belki de, ama ömrümü başıma gelebilecek olan binlerce opsiyonu düşünerek geçiremem ki hep,  yani benim karmam da böyle yazılmış ben ne yapayım, demişler ki Defne aşk da tatminsiz , bol kısmetli bir kız olsun, para hesaplarında beceriksiz olsun, öylece yaratmışlar, şimdi her yerimi yırtsam da değişmiyor bu durum, değişmeyi çok istediğim de yok aslında

***

yine aşk-meşk üzerine felsefeler, ideal manifestolar yazılması durumları, ne olursa olsun muhabbetin sonu her erkek aldatır, kadınlar da çok masum , ben bunu hak etmedim, sana yakışan biri yok cümlelerine bağlanır ve kadın dayanışmasının dayanılmaz huzuruna yaslanır insan,  velhasıl Defne de bir hayli rahatlayıp, ".oy .ötüne" aşamasına geçmişti, tam bu noktada Murphy devreye girdi tabi ki.


***

Defne telefon çalıyor, o arıyor !! koş !!
 
 
 
müzik
 

4 Ağustos 2015 Salı

7- Merkür Gerilemesi

Ağustos 2015, İstanbul
 
- dün ayrıldığımızdan beri koca bir gün geçti, ne mesaj , ne telefon, kendimi dışarı atmam lazım yoksa telefon karşısında depresyon falan giricem.
- dışarı çıkmak da işe yaramadı, karşımdakinin ne dediğini dinleyemiyorum, gözüm sürekli telefonda, şu bu tarz olayları sallamayan, duygusal olmayan kadınları çok kıskanıyorum.
- off artık ara !
-Merkür gerilemesi varmış ondan teknoloji, iletişimde problemler olacakmış, Tanrım şansa bak neyse sakin olucam, nefes al, başka bir şey düşün, çok sevdiğin eski sevgilini düşün falan.

***

-ZzzZrr !
- Ah kim arıyor, anne sen misin ? evet çok iyiyim sağol, yok yorgun değilim şahaneyim sonra konuşalım mı?
-Saçını başını yolucam sonra senelerce kellik ilacı kullanmak zorunda kalıcak.

 
 
 

1 Ağustos 2015 Cumartesi

6-aydınlanma

Ağustos 2015, İstanbul
 
-oh neredeyim ben burası neresi ? odamda mıyım, yok hayır, ay ambale oldum, kendimi odamda sandım ama değilim, şimdi hatırlıyorum.
-saat kaç?
-13:00
-aman tanrım Murat işten eve dönmüş olmalı beni bekliyorlardır.
- herkes nerede ? kahvaltıya gittiler ve sen beni bekliyorsun.
- ama ben hiç kıyafet almadım, nasıl sen mi bana aldın ? şaka mısın, film mi bu (ilk defa romantik komedi  izleyen bir erkekle karşı karşıyayım galiba  ya da akıl veren bir bayan var kendisine ki çok tehlikeli)
-nereye gidiyoruz ?
-tamam sürpriz, anladım, hahah, iyi peki.
 
***
 
 - Yeşilköy'de mi kahvaltı edeceğiz ?
-nasıl yani havaalanına mı gidiyoruz?
- nasıl yani ? bana hiç bir şey sormadın bile yani hoşlanırım böyle şeylerden de biraz fazla hazırlıksız olmadı mı?
- haa arkadaşını mı alacağız havaalanından, hemen de havaya girdim, kimi alıyoruz?
-annen mi ? yuh artık.
-yarın evlenelim bir de istersen.
-olur...
-nasıl ya? Dededen 'den miras mı kalacak, yarın biriyle evlenmen mi gerekiyor, bu neyin gazı ?
-evet biliyorum, çok şüpheciyim, doğrudur.
-neyse tamam sustum.
-annen öğretmenin falan çıksın da tam olsun, tamam tanrıya bu tarz şeyler için dua etmiştim ama biraz fazla ani oldu, bir de daha özgün bir senaryo olabilirdi, afalladım şimdi bunlar gerçek mi ? bu olan biten, algılarıma bir şey oldu.
 
***
 
- aa Amerika'dan erkek kardeşin geldi, 18 yaşında mı ay ne minik, çok sevimli bir şeymiş maşallah. ( yeni nesil gerçekten kız, erkek taş, bu nedir Allah'ım, iyi ki öğretmen falan olmadım )
- bu kız arkadaşım Defne . ( vuuhuu bana kız arkadaşım dedi, böyle çok hızlı adapte mi oluyor her ilişki de yoksa bana özel bir şey mi anlamam lazım, bir test edelim, aralarda bir kaç soru sorayım. )
- bu da Emir.
- oo ne zamandır berabersiniz ?
-bir süredir.
-nasip.
-ne dedin?
-hiç öyle.
 
***
 
defne henüz bu kadar değişikliğe adapte olamamıştı, Murat kadınlarından isteklerinden anlıyordu artık, senelerini vermişti, ve şu hayatta çekineceği pek bir şey yoktu, kadınlar ona çok kolay aşık oluyorlardır tabi kiçok iyi görünüyordu, varlıklıydı, zekiydi ama ilişkilerinde genelde birşeyler eksikti, hep bir eksiklik duygusu ama ne ?
 
***