29 Temmuz 2015 Çarşamba

5-Merak

İstanbul - temmuz 2015
 
-gün aydınlanıyor baksana, renkler muhteşem.
-oh ! mis, hava, renkler, şuan çok, çok güzel... hayatın en güzel anlarından.
-son 5 senedir sanırım sabahlamadım, çok güzel bir duyguymuş unutmuşum.
 
***
 
     -evin çok güzel, en güzel tarafı da modern evlerdeki o minimal yabancılık duygusu yok çünkü insan dolu içerisi, hep böyle mi?
 
    -evet insanları çok severim ben, yalnızlıktan daha çok, o yüzden her zaman insanların sesleri vardır çevremde onlarla huzur bulurum, sürüsüyle uçan kuşlardanım ben
 
- klasik caz dinlemenden de ayrıca etkilendim, şuan burada bir hande yener çalsaydı eğer tüm ambiyans alt üst olurdu, yani karşı değilim, çok sevdiğim zamanlar da olabilir ama bazen ve her ortam da değil.
 
-çoğu zaman çok güzel bir araba alan arkadaşımın arabasına bindiğimde yani 2015 model bir Porsche Panamera içinde Mahmut Tuncer dinlemek gibi, günlük hayatta dalgasına, arkadaşlarınla dinlenebilir evet ama ilk randevuda ve nezih bir atmosferde hayır yani hayır.
 
***
 
-neden yüzüme bakıp gülüyorsun?
 
-çok konuşuyorum yine değil mi? hoşuna mı gidiyor konuşmam, baştan hep böyle derler sonra ay ne çok konuştun, hahah ! beni olduğum gibi kabul edin lütfen.
 
- ben yakışıklı bir erkek olmalıyım, senin gibi güzel bir kız beni beğenebildiğine göre.
 
-of lütfen, bu ucuz komplimanlar, ufukta bir bad boy girişimi varmış gibi hissettiriyor yada bu benim ön yargım olabilir ama samimiyet daha iyi.
 
***
 
 
Susup bir süre gülümseyerek birbirlerine bakarlar güneş güzel bir güne doğarken, sıcak bir gün ve yoğun temposu şu an ikisine de vız gelip, tırıs gidebilir ancak.
 
 
***
 
Ben biraz uyicam, bu evin en güzel yeri banyosu, sana köpüklü bir banyo hazırlayıp uyuyacağım, sen keyfine bak, proseco ve müzik yanında olacak, ben işe gittiğimde belki sen de çekinmeden bir süre benim yatağımda uyuyabilirsin,
 
-gitme bence kal lütfen, bir toplantım var onu halledip geleceğim, o arada aşağıdan kendine günlük kıyafetler alabilirsin, öğlen 12 de hep beraber güzel bir kahvaltıya gideriz.
 
-senden ayrılmak istemiyorum, en kısa sürede buluşmak istiyorum anlasana bunu, gitmesene ! lütfen !
 
***
 
 
 

4- Eee !

İstanbul - temmuz 2015
 
 
Bir süre devam eden mesafeli bir diyalog sonrasında, Murat ilk adımı attı. ilk önce oturdukları karşılıklı bar sandalyelerinde bacağını Defne'nin oturduğu sandalyeye dayamaya karar verdi durup dururken. Defne'de bir irkildi, bu hafif yakınlaşmadan sonra Murat uzunca bir şarap bilgisi semineri vermeye karar verdi, menü deki tüm şarapların üzüm çeşidi, nerede yetiştiği, alkol oranı, vs tatlı tatlı anlatmaya başladı, Defne'nin umurunda değildi, çok şarap insanı olduğu söylenemezdi, o ancak Londra'da gittiği festivallerin alışkanlığından elinden birayı düşürmüyordu evet ama şarap romantik klasik tarzda insanların seçimiydi genelde, ayrıca şarapların aralarındaki farkı da çok net ayırt edemiyordu, onun için kaliteli , güzel içebildikleri ve reflüsünü azdıran kalitesiz şaraplar olarak iki skalaya ayrılıyordu.
 
***
 
Defne uzun süre oturunca enerjisi düşüyordu, aslında o yüzden ilk buluşmalarda yürüyerek bir randevu geçirmeyi tercih ederdi, hatta uzunca yıllar üniversite son sınıfa kadar genelde buluşmalarını hareket halinde olacak şekilde organize ederdi, insan yürürken daha az sıkılıyordu ve birinden hoşlanma oranı da artıyordu, BBC'nin bunun üzerine bir belgesi vardı sanırım.
 
***
 
-Nişantaşı'nda biraz yürümek ister misin diye sordu ?
-tamam güzel fikir, hesabı isteyeyim o zaman.
- ben veriyim.
- Saçmalama Defne tabi ki ben vereceğim, bu ilk randevu, yani ilk randevu olduğu için değil sadece de yani ay konuşamadım, ben vereceğim, bitti.
-peki, kahveleri ben ısmarlarım ( aferin ilk günden alman hesabına sarmadı, +1 bonus kazandı.)
 
***
 
beraber yürürken garip bir yabancılık, bir çekingenlik, iş arkadaşlarınla yemeğe gidermiş gibi yapay bir kibarlık hakim ve Defne bu mesafeli duruşu dağıtmaya niyetli.
 
defne yürümeye başladıkları gibi bu sefer konuşma hakimiyetini eline aldı, hareketli sosyal hayatını, arkadaşlarını, ailesini, okuduğu okulları, ne kadar zeki ve yaramaz bir çocuk olduğunu, ne çok can yaktığını, çok da egosu düşük bir insan olmadığının mesajlarını vererek, yaptığı komik saçmalıkları anlatarak Murat'ı güldürmeye çalıştı ve evet becermişti, Murat nasıl göründüğünü umursamadığı gerçek kahkahasını 3 dakika boyunca nefes nefese sürdürmüştü, evet benden hoşlanacak sıkılana kadar 2 sene çıkarız herhalde diye düşündü içinden, gerçi uyması gereken başka parametreler de vardı, hadi bakalım.
 
***
 
saat 12 olmuştu, Murat gülerek Defne'ye döndü;
 
-2-3 arkadaşım bir kaç günlüğüne İstanbul'da bende kalıyorlar, şu an evdeler, yanlış anlamazsan seni onlarla tanıştırmak da isterim bana gitmeye ne dersin? arkadaşımın eşi de orada sadece erkekler değil rahatsız olmazsan tabi.
 
Defne hep şu ağırdan satan sıkıcı kızlardan olmak isterdi ama o başkaları için değil kendi için yaşadığından eve dönüp kös kös oturmaktansa, yeni insanlarla tanışmayı tercih ederdi, hem yalnız değillerdi, saldıramazdı yani, arkadaşıma mesaj atıyım , gidince de lokasyon yollar, adresimi veririm, yıllarca yurtdışında da yaşasam buraya gelince kezbanlık geri geliyordu, ya da önlem diyelim. ilk buluşmada sabahla birleşen geceleri seviyordu, en sevdiği hikayelerdi.
 
***
 
-Oo Zorluda mı oturuyorsun?
- vay en manzaralı köşe 15'in kat, tebrikler !
- neden arkadaşların evin içinde takım elbiseyle geziyorlar?
- ha düğünden döndüler, tamam, başkaları da mı gelecek, bir nevi after party anladım, benim de geleceğimi önceden planlamış mıydın? bravo, gayet başarılısın o zaman.
-ben de proseco alırım, harika.
-biraz evi dolaşabilir miyim?
- ha tabi ki önce balkona çıkıp arkadaşlarınla tanışalım pekala, geliyorum.
 
***
 
-merhaba... ( ay ne soğuk tipler )
 
 
 
 

27 Temmuz 2015 Pazartesi

3- Gel

İstanbul - temmuz 2015
 
 
Uf ! konuşurken yüzüne bakamıyorum, gözüne uzun süre bakmaya utanıyorum, uzaktan detayları görmüyorken daha iyiydi sanki tipi , cildindeki gözenekler ne kadar  da geniş, Gönül Ergenekon'a gidip bir cilt bakımı yaptırsın bence.
 
***
 
 ilk saniye konuşmamızda kontrolü ele aldı, çok enerjik konuşup, konuşmayı yönetip beni pasif duruma düşürdü, uzun süre dinleme moduna geçtiğimde enerjim vakumlanıyor, keşke arada izin verse de ben de konuşsam oysaki Yiğit'in yanında ben ne kadar neşeli ve hayat doluydum, o da bana hayran hayran bakıyordu, gerçi gidip beni aldattı sonunda.
 
***
 
İşini anlatıyor bana sürekli, işe mi alacağım seni, şaka mısın? ay bu erkeklerin sürekli işten bahsetmelerinden çok sıkılıyorum, iş geliştirme de çalışıp kendilerini iron man zannediyorlar sanırım.
 
***
 
şu gülümsemesi çok tatlı, ay bana hafifçe yakınlaştı az önce heyecan yaptım, bir kapakçık açılıp kapandı içimde, hatta devam ediyor.
 
O  2. leffe blonde'unu söyledi, ben daha  fazla içmiyim bence, yoksa ay beni öpücek mi, ay ne zaman öpücek olurum, ay yaklaşıyor bu ne yapıyor elimi mi tutacak yoksa bir dakika, terledi avuçlarım, şu koltuğa bir siliyim.
 
***
 
-Aa arkadaşım da buradaymış.
- canım merhaba nasılsın ? ne yapıyorsun, biz de arkadaşımla buluştuk sohbet ediyoruz.
-Yağmur, üniversiteden arkadaşım.
-Murat, (el sıkışmalar )
- Tamam geliyorum bir saniye senle, ne soracaktın, bu arada murat'la ilk randevu, sence nasıl? gerçekten çok mu tatlı, hadi ya, evet tatlı, tarzı da hoş doğru, arada yine tuvalette buluşup yorumlayalım tamam mı? telefonuna bak unutma, öptüm.
 
***
 
gözleri çok anlamlı bakıyor dik dik ,hiç te başka yere çevirmiyor, içime işledi resmen bakışları, çok etkileyici, oturduğum yerde içim eriyor şuan, ne tatlı bir çocuk ya, iradeli bir kız ol, kendine gel, hemen aşık bakışlara geçme.
 
***
 
burcun ne?
hımmm.
şimdi muhtelemen arkadaşlarıma burcunu söylediğimde mutlaka birinin eski erkek arkadaşlarında biri bu burçtan çıkacak, ay çok güvenilmez, çok kalpak olur falan dicekler, şu burç mevzusunu popüler kılan kişinin saçını başını yolsaydılar keşke o zamanlar.
 
***
 

 
 

25 Temmuz 2015 Cumartesi

2- tanışma

İstanbul - temmuz 2015
 
Tanışma ve ilerleyen saatlerde hangi yöne gideceği belli olmayan bir arkadaşça sohbet ortasında yapılan ilk fazla yakınlık, yüzünün sana çok yaklaşması, sıcak terle harmanlanmış parfüm kokusunun burnunu ilk ziyareti ve akabinde mide bulantılı bir ıslaklık.
 
Karşısında otururken bile buram buram dior intense kokuyordu, o tatlı baş döndürücülük, pinot gray şarabıyla ekip halinde çalışıp  beyninde hiç uyarılmayan yerleri uyarıyorlardı.
 
***
 
-Alo
- St. Regis Spago, saat 21.00 terastaki barda, parfümüm tom ford - tabacco vanilla, vanilyalı puro kokusundan beni takip edebilirsin.
-Tamam ( hınzır bir gülümseme )
-çat-
 
***
 
-Akşam buluşuyoruz çocukla, yani umuyorum, ne giymem gerekiyor şimdi, heyecandan öleceğim, her zaman giydiğimde beni mutlu eden çivit mavisi elbisemi giysem nasıl sence ?
 
- Tabi ki de yan masadan gelip beni izlemeyeceksiniz !
 
-Umumda değil zaten adrenalin olsun diye yapıyorum, Yiğit'ten ayrılalı sadece 2 ay oldu, çok ciddi bir ilişki beklentisi içerisinde değilim, biraz heyecan ve yeni insan tanımak sadece amacım.
 
-Tamam şimdi hazırlanmam lazım, saat yedi buçuk.
 
***
 
Topağacı'ndan Abdi İpekçi'ye yeni aldığı paciotti topuklu ayakkabılar üzerinde heyecandan neredeyse koşarak yürüdü, yolda bir yığın gereksiz teyze, bakkal çakkal'la gereksiz dinlemediği diyaloglar kurdu, bir yandan da yolda yürürken insanlar bana bakıyor mu? güzel görünüyor muyum? niye bana çok az kişi bakıyor, görünmez miyim? yoksa kötü mü oldum ? yok, vuhu bu tatlı çocukla gülümseyerek yüzüme bakarak geçtiler demek ki fena değilim, umarım gidene kadar bir yerimi kırmam ve deli gibi terlemem.
 
Otel'in giriş kapısından giriyor, herkes hoş geldiniz diye karşılıyor, asansöre doğru hızlı adımlarla yürüyor, asansör beklerken, tombik esmer saçlı bir kadın ve elindeki köpeğinin tablosu sanki onu komik buluyormuş gibi bakıyorlar, yani o öyle hissediyor.
 
insanın acelesi olunca, asansör bile geç gelir, neyse nefesini düzenlemesi gerek, yukarıda bir lavaboya uğrayıp gitmeli, hem parfüm - makyaj kontrolü gerekli.
 
lavaboya giderken yan gözle orada mı diye bakıyor, göremiyor bir an acaba gelmedi mi? yok orada, kalbi güm güm atıyor, içeride tüm hücreler break dans partisi veriyorlar, kafa üstü dönüyorlarmış gibi.
 
heyecandan yemek yiyemedi, çok içmemesi lazım yoksa aç karnına içerse, gece sonunda ancak kendi safra suyuyla öpüşebilir.
 
-ah geri mi dönsem, gitmesem mi? bu ne gereksiz bir heyecan, hala küçük çocuk gibiyim, kendine gel, tamam şimdi şu gaza getirme şarkımı bir tur dinliyim şu tuvalette, gaza gelip en enerjik merhaba tonumla oraya gideceğim, tamamdır.
 
 
 
 
 
 

24 Temmuz 2015 Cuma

1- ilk perde

İstanbul - temmuz 2015
 
Defne sabah Zorlu Center'ın boğaz manzaralı köşe dairelerinden birinde uyanıyor, evin zemini komple gri mermer ve duvarlar boydan boya ayna veya cam kaplı, tüm ev pırıl pırıl parlıyor, bir an kendini ışıltılı bir vitrinde uyanmış gibi hissediyor, yalın ayak yatak odasının önündeki terasa çıkıyor, ayakları yerdeki tik ahşap kaplamanın derzlerini hissediyor, soğuk metal tırabzana dayanıyor, serin bir esinti saçlarını yüzünün önüne doğru dağıtıyor, akşam sıktığı oud kokulu montale parfümünün  son notaları burnuna geliyor, midesi dün akşam içkilerden ekşimiş, başında bir zihin bulanıklığı, sersem gibi durumu algılamaya çalışıyor, yatağa dönüp bakıyor, bu seferki sevgili adayı gerçekten çok yakışıklı ve evi de tam hayal ettiği gibi, yine aynı duygu geliyor, bu kadar çok vodka-redbull içmese şuan mutlu olabilirdi sanırım.
 
istediği her şey gerçekleştiğinde ya da yine hoşlandığı adama doya doya dokunabildiği zamanlara geldiğinde; hep şu hissiyat geliyor, yıllardır orada burada uzaklardan koklayıp da izini bulamadığı harika parfümü sonunda alıp sıkmış olup, kokusunu kendi alamadığı için hissedemediği tatmin duygusunu yaşıyor, parfümün ya kokusunu alamıyor yada fazla başını döndürüyor, oysaki uzaktan saniyelik kokladığı zamanlar...
 
eşyalarını toplayıp asansöre kendini atıyor ve "işte ben" diyor, dün akşam ki mükemmel görünümden eser yok, kaybolmuş fondötenden yüz lekeleri görünmüş, göz kalemi dağılmış, darmaduman bir tip. İnip, taksiye biniyor, Nişantaşı'na gelmesi 5 dakika yerine,lanet bir kaza yüzünden tam 45 dakika sürüyor ve evine girdiği gibi kendini yatağa atıyor, akşam uyanıncaya dek.
 
akşam üstü uyanıp olanları düşünüyor;
 
***
 
İstanbul'da 35 derecelerde bir yaz sabahı, herkes sosyal Medya'da tatil fotoğrafları monotonluğuna dahil olurken, şehirde hayat devam ediyor. Beyaz yakalılar, iş sahipleri, esnaflar, şehir insanları işlerine gidip gelmeye devam ediyorlar.
 
Beşiktaş akaretlerden aşağı sarı elbisesiyle havalı kumral bir kız yürüyor, saçları uçuşuyor, baygın ve dalgın bakışları cool bir hava estiriyor ve yürürken bir hayli dikkat çekiyor, kendi dünyasının harmonisinde kaybolmuş biri gibi. Çok rutin devam eden hayatında son günlerde bir Bülent Ortaçgil şarkısı romantikliği hakim, evine yeni aldığı abajurlar ve ses sistemi sebebiyle akşamları evde parkenin üzerine uzanıp tavana bakarak müzik dinliyor, bazı duygular hissediyor şarkıdan kanına serumlanan, garip bir kıpırtı harekete geçip, bir şeylere sarılmak istiyor, gelip geçici bir duygu bu, arkadaşının telefonu ile bozuluyor, son günlerde neler yaptıklarına dair raporlar, duygular ve yaşanan olaylar, tanıdıklarla ilgili son dönem gündem maddeleri sonrası yine bir iş sabahına uyanıyor. Sabahları çok enerjik uyanıyor ve şimdi şuanda kulağında Sia'nın chandelier'ini dinlerken nerdeyse ayakları yere basmadan uçarak, ufka bakarak yürüyor, sanki tüm dünyanın kraliçesiymiş gibi.
 
Akaretler üzerinde cafe nero'da şık olmaya gayret eden, rayban wayferer gözlükleri, kısa paça kumaş pantolonu ve çıplak giydiği ayakkabılarıyla fazla özenli duran ama dağınık saçları ve keten gömleğiyle Fransız havası estiren geniş omuzlu , bu kadar yakışıklı kesin gaydir diyebileceğiniz 35 yaşında bir yatırımcı, Murat kafesinsiz esppresso'sunun yanında telefonundan maillerini okuyarak yalnızlığın boşluk duygusunu bloke ediyor. 
 
O baya cesur bir adam ve kalıplarla dalga geçerek yaşıyor, hayata ters gitmekten, herşeyi denemekten çok keyif alıyor. onu rahatsız eden şeyleri keşfettiğinde yaşadığını hissediyor, iyi veya kötü anlamda şaşırmaya bir nevi bağımlılık hissediyor, bunun sonucu sonsuz bir arayışı hayatında sıradanlaştırıyor. Son zamanlarda eşcinsel internet sitelerinde kız arkadaşlarından daha fazla zaman harcamaya başlaması, yoldan geçen erkeklerden, bayanlardan daha fazla uyarılmasına sebep oluyor, kadınların vıcık vıcık duygusallıkları, tripleri, beklentileri, evlilik isteklerine artık dayanamıyor, bu durum son 5 ilişkisinden kalma yorgunluğun sonucu, bazen acaba hayat ne kadar insanı bu şekilde benim gibi yönlendiriyor diye düşünüyor.
 
bir şekilde bu 2 insan bir kaç saniye, sarı elbiseli güzel aşağı doğru yürürken ve geniş omuzlu kahve köpüğünü kaşıkla ağzına doğru götürürken, göz göze geliyorlar ve 5 dakika gibi gelen 5 saniye boyunca gözlerini ayırmadan birbirlerine bakıyorlar, bakışlarında umursamazlıkla karışık bir gerginlik var, cinsel bir gerilim bir kıpırtı var. kız aşağı doğru devam ediyor 30 saniye sonra istemsiz arkasını dönüp bizimkine bakıyor, adam arkasından ona gülümsüyor.
 
Murat kalkıp arkasından gidip tanışsam mı , 20'li yaşlarımdan beri böyle bir şey yapmadım diye düşünüyor ama içinden bir yandan öğleden sonra bekleyen gergin işler sebebiyle üşeniyor, yeterince etkilenmediğini düşünüyor.
 
***
 
 O ilk sarıldıkları an kulağında hissettiği sıcak bir kafa ve saçların gıdıklayan dokunuşu, ensesinden tutan bir el, içeriden gelen bir uyuşma hissi ve teslimiyet.
 
***
 
Murat son günlerde - 1 kaç haftadır - hayatının çok büyüsüz ve sıkıcı olduğunu düşünüp hemen ayağa kalkıp sarı elbisenin peşindeki yolculuğuna başlıyor, güneş de tam da gözüne gözüne vuruyor, sarı elbise ışık hüzmesinin bir parçası gibi ileriden parıldıyor, neyseki köşeden gölgeye dönüyor güzel adımlı Defne, koşar gibi çok hızlı, dimdik başı yukarıda, sallana sallana yürüyor.
 
Azita ipodunda son ses dinleyip gaza geldiği şarkısı bittiği için, bir sonraki şarkıdan şarkıya geçerek, büyülü yeni bir şarkı bulabilmek için art arda geçiş yaparken arkadan bir ses duyuyor;
  " hey bekle"
 
***
 
 
  üzerine alınmayıp yürümeye devam ediyor, hafif tedirgin, acaba bana mı seslendi diye , bir yandan da 2. bir adım gelecek mi diye bekleyerek.
 
Murat gidip kolunun dirseğinden tutup Defne'yi kendine doğru sertçe çeviriyor, ( hey ne oluyor ya , ne hadsiz diye içinden geçirse de, adam baya tatlı olduğu için kızamıyor hatta hoşuna gidiyor bu haşinlik )
 
Sonra Defne'nin eline bir kartvizit sıkıştırıp uzaklaşıyor, üstünde beni ara yazıyor, Murat'ın arkasından baka kalıyor, küçük sıkı kalçasını, geniş omuzlarına yapışmış gömleğini, dağınık saçlarını ve kendi güvenli yürüyüşünü süzüp, belirsizliğin ve yeni bir bilmecenin adrenalini sarıyor vücudunu.
 
***
 
 
 

 
müzik ( kadın sesli erkekler - andreas scholl )