İstanbul - temmuz 2015
Defne sabah Zorlu Center'ın boğaz manzaralı köşe dairelerinden birinde uyanıyor, evin zemini komple gri mermer ve duvarlar boydan boya ayna veya cam kaplı, tüm ev pırıl pırıl parlıyor, bir an kendini ışıltılı bir vitrinde uyanmış gibi hissediyor, yalın ayak yatak odasının önündeki terasa çıkıyor, ayakları yerdeki tik ahşap kaplamanın derzlerini hissediyor, soğuk metal tırabzana dayanıyor, serin bir esinti saçlarını yüzünün önüne doğru dağıtıyor, akşam sıktığı oud kokulu montale parfümünün son notaları burnuna geliyor, midesi dün akşam içkilerden ekşimiş, başında bir zihin bulanıklığı, sersem gibi durumu algılamaya çalışıyor, yatağa dönüp bakıyor, bu seferki sevgili adayı gerçekten çok yakışıklı ve evi de tam hayal ettiği gibi, yine aynı duygu geliyor, bu kadar çok vodka-redbull içmese şuan mutlu olabilirdi sanırım.
istediği her şey gerçekleştiğinde ya da yine hoşlandığı adama doya doya dokunabildiği zamanlara geldiğinde; hep şu hissiyat geliyor, yıllardır orada burada uzaklardan koklayıp da izini bulamadığı harika parfümü sonunda alıp sıkmış olup, kokusunu kendi alamadığı için hissedemediği tatmin duygusunu yaşıyor, parfümün ya kokusunu alamıyor yada fazla başını döndürüyor, oysaki uzaktan saniyelik kokladığı zamanlar...
eşyalarını toplayıp asansöre kendini atıyor ve "işte ben" diyor, dün akşam ki mükemmel görünümden eser yok, kaybolmuş fondötenden yüz lekeleri görünmüş, göz kalemi dağılmış, darmaduman bir tip. İnip, taksiye biniyor, Nişantaşı'na gelmesi 5 dakika yerine,lanet bir kaza yüzünden tam 45 dakika sürüyor ve evine girdiği gibi kendini yatağa atıyor, akşam uyanıncaya dek.
akşam üstü uyanıp olanları düşünüyor;
***
İstanbul'da 35 derecelerde bir yaz sabahı, herkes sosyal Medya'da tatil fotoğrafları monotonluğuna dahil olurken, şehirde hayat devam ediyor. Beyaz yakalılar, iş sahipleri, esnaflar, şehir insanları işlerine gidip gelmeye devam ediyorlar.
Beşiktaş akaretlerden aşağı sarı elbisesiyle havalı kumral bir kız yürüyor, saçları uçuşuyor, baygın ve dalgın bakışları cool bir hava estiriyor ve yürürken bir hayli dikkat çekiyor, kendi dünyasının harmonisinde kaybolmuş biri gibi. Çok rutin devam eden hayatında son günlerde bir Bülent Ortaçgil şarkısı romantikliği hakim, evine yeni aldığı abajurlar ve ses sistemi sebebiyle akşamları evde parkenin üzerine uzanıp tavana bakarak müzik dinliyor, bazı duygular hissediyor şarkıdan kanına serumlanan, garip bir kıpırtı harekete geçip, bir şeylere sarılmak istiyor, gelip geçici bir duygu bu, arkadaşının telefonu ile bozuluyor, son günlerde neler yaptıklarına dair raporlar, duygular ve yaşanan olaylar, tanıdıklarla ilgili son dönem gündem maddeleri sonrası yine bir iş sabahına uyanıyor. Sabahları çok enerjik uyanıyor ve şimdi şuanda kulağında Sia'nın chandelier'ini dinlerken nerdeyse ayakları yere basmadan uçarak, ufka bakarak yürüyor, sanki tüm dünyanın kraliçesiymiş gibi.
Akaretler üzerinde cafe nero'da şık olmaya gayret eden, rayban wayferer gözlükleri, kısa paça kumaş pantolonu ve çıplak giydiği ayakkabılarıyla fazla özenli duran ama dağınık saçları ve keten gömleğiyle Fransız havası estiren geniş omuzlu , bu kadar yakışıklı kesin gaydir diyebileceğiniz 35 yaşında bir yatırımcı, Murat kafesinsiz esppresso'sunun yanında telefonundan maillerini okuyarak yalnızlığın boşluk duygusunu bloke ediyor.
O baya cesur bir adam ve kalıplarla dalga geçerek yaşıyor, hayata ters gitmekten, herşeyi denemekten çok keyif alıyor. onu rahatsız eden şeyleri keşfettiğinde yaşadığını hissediyor, iyi veya kötü anlamda şaşırmaya bir nevi bağımlılık hissediyor, bunun sonucu sonsuz bir arayışı hayatında sıradanlaştırıyor. Son zamanlarda eşcinsel internet sitelerinde kız arkadaşlarından daha fazla zaman harcamaya başlaması, yoldan geçen erkeklerden, bayanlardan daha fazla uyarılmasına sebep oluyor, kadınların vıcık vıcık duygusallıkları, tripleri, beklentileri, evlilik isteklerine artık dayanamıyor, bu durum son 5 ilişkisinden kalma yorgunluğun sonucu, bazen acaba hayat ne kadar insanı bu şekilde benim gibi yönlendiriyor diye düşünüyor.
bir şekilde bu 2 insan bir kaç saniye, sarı elbiseli güzel aşağı doğru yürürken ve geniş omuzlu kahve köpüğünü kaşıkla ağzına doğru götürürken, göz göze geliyorlar ve 5 dakika gibi gelen 5 saniye boyunca gözlerini ayırmadan birbirlerine bakıyorlar, bakışlarında umursamazlıkla karışık bir gerginlik var, cinsel bir gerilim bir kıpırtı var. kız aşağı doğru devam ediyor 30 saniye sonra istemsiz arkasını dönüp bizimkine bakıyor, adam arkasından ona gülümsüyor.
Murat kalkıp arkasından gidip tanışsam mı , 20'li yaşlarımdan beri böyle bir şey yapmadım diye düşünüyor ama içinden bir yandan öğleden sonra bekleyen gergin işler sebebiyle üşeniyor, yeterince etkilenmediğini düşünüyor.
***
O ilk sarıldıkları an kulağında hissettiği sıcak bir kafa ve saçların gıdıklayan dokunuşu, ensesinden tutan bir el, içeriden gelen bir uyuşma hissi ve teslimiyet.
***
Murat son günlerde - 1 kaç haftadır - hayatının çok büyüsüz ve sıkıcı olduğunu düşünüp hemen ayağa kalkıp sarı elbisenin peşindeki yolculuğuna başlıyor, güneş de tam da gözüne gözüne vuruyor, sarı elbise ışık hüzmesinin bir parçası gibi ileriden parıldıyor, neyseki köşeden gölgeye dönüyor güzel adımlı Defne, koşar gibi çok hızlı, dimdik başı yukarıda, sallana sallana yürüyor.
Azita ipodunda son ses dinleyip gaza geldiği şarkısı bittiği için, bir sonraki şarkıdan şarkıya geçerek, büyülü yeni bir şarkı bulabilmek için art arda geçiş yaparken arkadan bir ses duyuyor;
" hey bekle"
***
üzerine alınmayıp yürümeye devam ediyor, hafif tedirgin, acaba bana mı seslendi diye , bir yandan da 2. bir adım gelecek mi diye bekleyerek.
Murat gidip kolunun dirseğinden tutup Defne'yi kendine doğru sertçe çeviriyor, ( hey ne oluyor ya , ne hadsiz diye içinden geçirse de, adam baya tatlı olduğu için kızamıyor hatta hoşuna gidiyor bu haşinlik )
Sonra Defne'nin eline bir kartvizit sıkıştırıp uzaklaşıyor, üstünde beni ara yazıyor, Murat'ın arkasından baka kalıyor, küçük sıkı kalçasını, geniş omuzlarına yapışmış gömleğini, dağınık saçlarını ve kendi güvenli yürüyüşünü süzüp, belirsizliğin ve yeni bir bilmecenin adrenalini sarıyor vücudunu.
***
müzik ( kadın sesli erkekler - andreas scholl )